Ankara-Turhan Kitabevi Yayınları tarafından 2. baskısı 2008 yılında yayınlanan “Anayasa Hukuku ve Siyasi Kurumlar” kitabımı, anayasa literatürüne katkı yapan klasik eserlerden farklı; akıcı ve kolay okunabilir bir çalışma düşüncesiyle hazırlamıştım.
Bir sefer, adından da anlaşılacağı üzere, kitabın yol haritası kurumsal anayasacılık yaklaşımına dayanıyor.
Başka bir ifadeyle, eserde “anayasa-siyaset-kurumlar” üçgenindeki pratik ve teorik sergilemelerde, dinamizm kaygısı ağır basıyor.
Kitabın dili, akıcı ve genel okuyucuya yönelik. Yaşar Kemal; “evlat, şeker gibi dilin var!” demişti bu eser için.
Önsözde yer alan çarpıcı değerlendirmelere bakılırsa, anayasal organların ve siyasal kurumların statik bir fotoğrafı değil, omurgaları ve belkemiği dinamik bir şekilde gözler önüne serilmeye çalışılıyor kitap boyunca.
Mademki anayasa, toplumdaki herkesi ve her kesimi doğrudan doğruya etkileyen hükümler içeriyor, o halde anayasa hukukuna pratik gözlükler takmanın zamanı gelmiştir.
Siyasal hayatın ana aktörlerinin anayasal düzenlemeler ışığında nasıl işlev gördüğünü ve kurumsal dişli ve çarkların nasıl döndüğünü bilmek gerekmektedir.
Günlük hayatta siyasal kurumlar sisteminin çalışmasını yeterince algılayabilmek için onların içlerine nüfuz etmek deyim yerindeyse, karakutularını açmak şarttır. Çünkü bu kurumlar her zaman kağıt üzerinde olduğu gibi statik değildir: kendi hukukunu ve kurum kültürünü üreterek işlev görür.
Siyasal kurumları anayasa süzgecinden geçirmeye çalışan “Anayasa ve siyasal kurumlar” farklı bir bakış açıyla kaleme alınmıştır.
Kitabın birinci baskısının sunuş yazısında değinildiği gibi, anayasa konuları, insana ve ondan oluşan topluma ilişkindir.
İnsanın yaşadığı dünyayı algılayabilmesi, etrafında olup bitenlere boş boş değil, anlamlı bakabilme kapasitesini geliştirmesine bağlıdır.
Bu da hiç bitmeyen hayat okulundaki tecrübe derslerini, güncel bilgi kaynaklarıyla beslemekle olabilecek bir şeydir.
Bir sefer, adından da anlaşılacağı üzere, kitabın yol haritası kurumsal anayasacılık yaklaşımına dayanıyor.
Başka bir ifadeyle, eserde “anayasa-siyaset-kurumlar” üçgenindeki pratik ve teorik sergilemelerde, dinamizm kaygısı ağır basıyor.
Kitabın dili, akıcı ve genel okuyucuya yönelik. Yaşar Kemal; “evlat, şeker gibi dilin var!” demişti bu eser için.
Önsözde yer alan çarpıcı değerlendirmelere bakılırsa, anayasal organların ve siyasal kurumların statik bir fotoğrafı değil, omurgaları ve belkemiği dinamik bir şekilde gözler önüne serilmeye çalışılıyor kitap boyunca.
Mademki anayasa, toplumdaki herkesi ve her kesimi doğrudan doğruya etkileyen hükümler içeriyor, o halde anayasa hukukuna pratik gözlükler takmanın zamanı gelmiştir.
Siyasal hayatın ana aktörlerinin anayasal düzenlemeler ışığında nasıl işlev gördüğünü ve kurumsal dişli ve çarkların nasıl döndüğünü bilmek gerekmektedir.
Günlük hayatta siyasal kurumlar sisteminin çalışmasını yeterince algılayabilmek için onların içlerine nüfuz etmek deyim yerindeyse, karakutularını açmak şarttır. Çünkü bu kurumlar her zaman kağıt üzerinde olduğu gibi statik değildir: kendi hukukunu ve kurum kültürünü üreterek işlev görür.
Siyasal kurumları anayasa süzgecinden geçirmeye çalışan “Anayasa ve siyasal kurumlar” farklı bir bakış açıyla kaleme alınmıştır.
Kitabın birinci baskısının sunuş yazısında değinildiği gibi, anayasa konuları, insana ve ondan oluşan topluma ilişkindir.
İnsanın yaşadığı dünyayı algılayabilmesi, etrafında olup bitenlere boş boş değil, anlamlı bakabilme kapasitesini geliştirmesine bağlıdır.
Bu da hiç bitmeyen hayat okulundaki tecrübe derslerini, güncel bilgi kaynaklarıyla beslemekle olabilecek bir şeydir.