Ama, hangi Başkanlık Sistemi?

Ama, hangi Başkanlık Sistemi?
Bütün temsili demokratik sistemlerde üç ana aktör var: “Halk”,  “Yasama” ve “Yürütme”. Demokrasilerde, halk seçimler yoluyla yöneticilerini belirler. Yasama seçimle gelir. Yürütme organı içinse  genel kural yoktur.   Ancak, hükümet sistemlerinin tasnifinde yürütme organın yapısı kritik öneme sahiptir. Devlet başkanlarının hükümetle ilgili “azil” ve  parlamentoya ilişkin “fesih” yetkileri ve  diğer  anayasal yetkileri analiz edilerek hükümet sistemleri tanımlanır.

Parlamenter hükümet sistemleri, Devlet tipine bağlı olarak “parlamenter monarşi”  ve “parlamenter cumhuriyet”  şeklinde ayrılabilir. Birincisine İngiltere, Belçika, Hollanda;  ikincisine ise Almanya ve  Türkiye  örnek verilebilir. Ancak, her iki tipte de Devlet başkanı (kral, kraliçe, cumhurbaşkanı vb.) sembolik yetkilere sahiptir.

Türkiye’de ilk uygulaması 2014 yılında görülecek olan 2007 Anayasa değişikliğinde olduğu gibi, parlamenter hükümet sistemi şemasında diğer parametreleri sabit tutarak sadece Devlet başkanının halk tarafından seçilmesi durumu, “başkanlı parlamenter sistem”  tipi ortaya çıkarır.   Bu noktadan sonra anayasal sistem, kabuk değiştirecek ve bir daha eskisi gibi olmayacaktır.  Yani, halihazırda İrlanda, Bulgaristan ve Slovakya’da uygulanmakta olan Halk tarafından doğrudan seçilen sembolik yetkili bir cumhurbaşkanı ve parlamento önünde sorumlu bir hükümet= “başkanlı parlamenter sistem” formülü devreye girecek.  Bu sistem, cumhurbaşkanı ile parlamento çoğunluğunun aynı siyasi frekansa sahip olması varsayımı üzerine kuruludur. Aksi halde, halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı vaatlerini gerçekleştirmek için gerekli anayasal yetkileri olmadığından yetki çerçevesini zorlamak zorunda kalacak, belki de meclis içinde açık-gizli ittifaklara ve siyasi senaryolara girişerek siyasi profilini güçlendirmek isteyecektir. Başka bir ifadeyle, sistemin rasyonel olmayan yapısı gereği kriz üretmesi söz konusu olabilecektir.

 Başarılı uygulama örnekleri ABD’de görülen “saf başkanlık sistemi” ile Fransa’ya özgü  “yarı-başkanlık sistemi” nin, bu toplumların şartlarıyla örtüştüğü, taklitlerinde ise ciddi sıkıntılara yol açtığı bilinen bir gerçektir. Rusya Federasyonu’nda uygulanmakta olan “süper başkanlık” modelinde ise devlet başkanı neredeyse kontrolsüz güç sahibi bir aktör konumundadır. Hükümet ise, hem parlamentoya karşı hem de devlet başkanına karşı sorumludur.

Kısacası, siyasal sistem tartışmalarında, anayasa mühendisliğinin araçlarını rasyonel kullanmak için öncelikle, Türkiye gerçeklerini ve bize özgü şartları dikkatli gözlerle okumak şarttır. Öte yandan, yuvarlama ve toptancı yaklaşımlardan kaçınarak, başkanlık sisteminin tek tip uygulaması olmadığı gerçeğinden hareketle hangi versiyonunun savunulduğunun gerekçeleriyle birlikte ortaya konulması, doyurucu ve ufuk açıcı fikir tartışmalarının olmazsa olmaz gerekleri arasındadır.