banner246

“Yaşamak; bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşcesine” dizelerinin şairi Nazım Hikmet’i, “Vatan haini” olarak tanıtmak isteyenler ile o’nun vatan ve insan sevgisi üzerine yazdıkları şiirleri okumadan yorum yapanların aslında “hiç okumadan yaşadıklarını” söylemek istiyorum.

Bu sütunlarda en sık gündeme getirdiğim konuların “okumak” üzerine olduğunu bir kez daha anımsatmak istiyorum.

Kendilerin hakkında yazılan haberleri, kendi mesajlarınızı bile gazetelerde okumadan yaşıyorsanız size ne demeli!?

Yaşıyoruz değil mi dostlar! Nasıl yaşadığımızı ve neler yaşadığımızı da incelemek aklın bir ürünü olarak önem taşımaktadır.

Önce çevrede, ardından Bölgede, sonra ülkede, en sonrasında da dünyada barış ve huzur ortamı için mücadele vermesi gerekenlerin; Şairler, Yazarlar ve sanatçılar olduğuna inanırım.
Çünkü bu insanların öncelikli ilkeleri Hümanist olmalarıdır.

Günümüzde Hümanist insanların sayılarını azaltıyorlar. Azaltıyorlar diyorum, çünkü insanları bireyselleştirerek ekonomik açıdan bir yerlere bağımlı hale getiren bir anlayışın uygulanması ile insan ilişkilerinde zayıflamalar yaşanıyor.

Gazeteci öncelikte tarafsız olmalı, tarafı ise halk olmalıdır. Yani yönetenlere karşı yönetilenlerin dili, sesi, direnci ve sözcüsü olma görevini yürütmelidir.

Ramazan Bayramı günlerindeki gazetesinin köşesinde bile hakaret ve çirkin sözleri kaleme alan bir köşe yazarının yaranabilme adına attığı taklalardan ne zaman bir yerinin incineceğini merak ediyorum.

Allah aşkına, meslektaşımsın ama senin bizim meslekten olduğuna inanasım gelmiyor. Kimin tetikçiliğini yaptığının farkında mısın? Aslında farkındasın da, gazeteden “kovulmama” adına yerini sağlama bindirmek için de bu kadar eğilme, meslektaşlarına hakaret, karşı görüşteki partilerin Genel başkanları veya Milletvekillerine bu kadar da hakaret etmenin gereğini anlamakta zorluk çekiyorum!

Günler geçmiyor ki, kendini veya görüşündeki siyasileri haklı, diğerlerini haksız ve yönetemez olarak yorumlayacak yazılarla kamuoyunda ayrımcılık yapmak yaşını almış bir köşe yazarına hiç te yakışmıyor.

Meslektaşlarının adını vererek onlara çirkin sözler yazmak ve beraberinde “Başkan’a sahip çıkmak” gibi yazdıklarında köşe yazısı yazdığını mı sanıyorsun!? 

Yazını yaz, olayları anlat ama edebi ve üslubuna göre dile getir ki, okuyanlar tepkisi ona göre  göstersin! Senin sütunlarda dile getirdiklerin, Nasrettin Hoca’nın çocuğu suya gönderirken testiyi kırmaması için önceden tokat vurması gibi bir olaya benziyor.

Yaşına ve mesleğine bakıyorum, aynı yılların basın emekçileriyiz. Köşe yazılarımızın sayılarına baksak belki de ben senden daha çok sayıda gündemi değerlendirmişim. Ama senin gazeten renkli, günlük ve biraz da sonradan yanaşık olmuş, yani tanış bir gazete olduğu için yazdıklarını okuyan kitleye güveniyorsun. Ben ise Osmaniyemdeki okur kitleme güveniyorum ve birilerine yanaşabilmek adına senin kadar eğildiğim olmamıştır. 

Başkanlar gelir geçer, iktidarlar ve Hükümetler düşer. Yöneticilerin değiştiği anları düşünürsek, personelin yerinde kalması ile işler devam edip gider. 

Kendin için bir meslektaşın sana hata yapmışsa eğer gerektiği şekilde yanıt verebilir, ona tepkini dile getirebilirsin. Ancak, “Reis” için onu eleştirdikleri için kendi meslektaşlarına hakarete varan sözcükleri gazetenin sütunlarında dile getiriyor ve “Size Reis’i yedirtmeyiz!”diyebiliyorsan…

Burada durmak gerek! Sen gazeteci misin, yoksa duvarın örülmesinde kullanılan “helik taşı mı!?” Saygılarımla…
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner244

banner155

banner215

banner248