UHUD DAĞINDAN DAHA BÜYÜK MÜKAFAT KAZANDIRAN AMEL:
        Hz. Peygamber, bir grup sahabeye: “Sizden kimse bir günde Uhud Dağı kadar sevap getiren amel işleyebilir mi?” diye sordu. Sahabe, “Kim her gün Uhud Dağı kadar sevap getiren amel işleyebilir ki !” dediler. Hz. Peygamber, “Hepiniz yapabilirsiniz !” deyince “Heyecanla nasıl?” diye sordular. Hz. Peygamber: “Süphânellah Uhud Dağından daha büyük; Elhamdulillâh Uhud Dağından daha büyük; Allâhû Ekber Uhud Dağından daha büyük; Lâilâhe İllallâh Uhud Dağından daha büyük mükâfat kazandırır.” buyurdular.(Nesâî, Amelu’l-yevm,s.386)
CENNET HAZİNESİ :
        Ebû Zerr şöyle anlatmaktadır: “Hz. peygamber bana, “Ey Ebu Zerr, Seni, Cennet Hazinelerinden bir Hazineye yönlendireyim mi ?” dedi. Ben de “Evet anam babam sana kurban olsun ya Resulallah!” dedim. Hz. Peygamber de ‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh cümlesini çok söylemelisin!’ buyurdu.”(Hâkîm,IV. 290)
BİR AYET.
“Yine insanlar içinde kimileri de vardır ki Allah’ın rızasına ermek için kendini feda eder. Allah ise kullarına çok şefkatlidir” (Bakara, 2/207)

İNSANIN EN ÖNEMLİ AMACI: ALLAH’IN RIZASINI KAZANMA YOLLARI.

İslâmı kabul eden ilk 5.ci kişi olan büyük sahabî Ebuzer el Gıfarî: “İnsana en çok yaraşan şey, Allah’ın ve Resûlünün hoşnutluğudur!” diyor!

    
İnsan, istekleri-arzuları-hırsları bitip tükenmek bilmeyen kendi nefsine boyun eğmek için, ona kulluk etmek için değil sadece Allah Tealâ’ya kulluk etmek için yaratılmıştır! O halde, İnsanoğlunun, yaratılış amacı itibariyle, hayatta tek amacı, Cenab-ı Allah’ın rızasını almak olmalıdır; Allah’ın rızasına mazhar olabilmek olmalıdır! Temel amaç, ana gâye, ilk ve son dilek budur! Gerek Kur’ân-ı Kerim’deki, gerekse hadis-i şeriflerdeki buyruklar, emirler, tavsiyeler, telkinler, hükümler bu nihaî amaca yöneliktir. Allah rızasını kazanmanın en kestirme yolu, hayata bütünü ile O’nun istediği biçimi vermektir. Bunun teknik talimnamesi ise Kur’ân ve sünnettir. “Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır! İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır!”(Râd, 13/22)

Kur’ân ve sünnete göre Allah rızasını almanın bazı yollarını şöylece sıralayabiliriz. Örneğin;
İnsanın her durumda Allah ile iletişim ve ilişkisini sürdürmesi:  İnsanın ilâhî irade ve rızayı gözeterek yaşaması, dini kural ve değerlere bağlı kalması, her durumda Allah ile iletişim ve ilişkisini sürdürmesi; doğruluk, dürüstlük, erdemlilik esas olmak üzere yapılan ve İslâmın inanç esaslarına ve özellikle de ahlâk kurallarına aykırılık olmayan tutum ve davranışlar sergilemesi; iyi niyetle, salih amaçlarla tutum ve davranışlarda bulunması; insanların, hayvanların, bitkilerin yardımına koşması; dostça davranması, fedakârlıklarda bulunması; herkese iyilik yapması, kötülükleri men etmesi; hayır-hasenat yapması; başkalarına sevgi-saygı göstermesi; diğer insanlarla iyi ilişkiler kurması, yardımlaşması, rızkını ve geçimini helal yollardan sağlaması, işini iyi ve güzel yapması, namus ve iffetini koruması, zararlı alışkanlıklardan uzak durması, çevreyi koruması, fakir-muhtaç ve çaresizlere yardımcı olması, haram ve kötü işlerden uzak durması, bir annenin ev işlerini yapması, çocuklarının eğitimi ile ilgilenip onları yetiştirmesi gibi maddi davranışların tümü ve bunlara benzer iyi niyetli tutum ve davranışlar Allah Tealâ’nın rızasının alınmasını sağlayan davranışlardır. Sırf bu amaçla mümin kişi adeta kendisini feda etmelidir “İnsanların öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder.” (Bakara,2/207).      
     
2- İbadet ve Allah’a kulluk etmek: Kur’ân-ı Kerim’de Cenab-ı Allah, “Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım !” (Zâriyat,51/56).“..Hem korku, hem de ümit ile O’na kulluk edin!”  (Â’râf,7/56) buyurmaktadır. Yukarıda açıkladığımız üzere, Allah Tealâ’ya kulluk etmek, Kur’ân-ı Kerim’de belirtilen emirlere, buyruklara, yasaklara uymakla olur. İnancını kavî kılmakla, ibadetlerini muntazaman yapmakla olur. Bu tür hareketlere, davranışlara, ibadetlere özen göstermenin; riayet etmenin nihaî amacı Allah Tealâ’nın rızasını alabilmektir.

3-Dua etmek: Allah Tealâ’a Kur’ân’da. “…Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin …” ( Â’raf ,7/ 55 ) ; “(Ey Muhammed !) De ki:“Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?”(Furkan,25/77)  buyurmaktadır. Dua, bütün benliğimizle Allah’a yönelerek maddi ve manevî isteklerimizi O’na arz etmemiz ve O’na niyazda bulunmamızdır. Bir başka deyişle dua, sınırlı, sonlu ve aciz olan bizlerin sınırsız ve sonsuz kudret sahibi ile kurduğumuz bir köprüdür. Dua etmemizin amacı da Allah’ın rızasına kavuşmaktır.

4- Zikretmek: Cenab-ı Allah’ın rızasına kavuşmak için daima Allah’ı zikretmeliyiz. Zikir; Allah’ı isim ve sıfatlarıyla anmak, tefekkür etmek ve gaflet içerisinde olmamaktır. Allah’ı gönül ve dil ile zikretmekle beraber, O’nu hayatın içinde de anmak ve rızasına uygun davranmak gerekir. Kur’ân-ı Kerim’de, Cenab-ı Allah: “Sabah akşam Rabbinin adını an ”( İnsan,76/25). “…Ayrıca, Rabbini çok an, sabah akşam tespih et.”( Âl-i İmrân,3/41);“ Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir  sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma”  (Â’raf ,7/205 ) buyurmaktadır.

5-İnfak etmek de Allah’ın rızasını almak amacıyla yapılır. “ Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için harcarsınız!” (Bakara,2/272). Allah rızası kavramı ile bir arada en çok zikredilen salih amel “infak”tır. Başta zekât olmak üzere, bütün “sadaka”  türlerini içine alan infak kavramı mü’minin dünyaya ve dünyalığa bakış açısını tanımlayan bir kıstas niteliğindedir.( Halil Altuntaş, a.g.e.s129) “İnfak, sadece Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunması demektir. İnfak, farz olan zekâtı ve gönüllü yapılan her çeşit bağışı kapsamaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz dane bulunan bir tohum gibidir…”(Bakara,2/261) buyrularak, infakta bulunana verilecek sevabın bire yedi yüz olduğu hükme bağlanmıştır.

6- İyiliği emredip, kötülüğü men etmek:Kur’ân-ı Kerim’de, Allah’ın rızasını almanın ve dolayısıyla kurtuluşa ermenin başka bir yolu olarak, iyiliği emredip, kötülükten men etmek gösterilmiştir: Cenab-ı Allah, “Siz, insanlar  için  çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. . İyiliği  emreder, kötülüğü men eder  ve Allaha iman edersiniz..” (Âl-i İmran,3/110) ; “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır .”( Âl-i İmran,3/104) buyurmuştur.

Cenab-ı Allah, iyiliğin de hiçbir karşılık beklemeden yapılmasını istemektedir:“O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz.(Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar)”(Leyl,92/19,20)

7-Salih ameller işlemek:Allah Tealâ’nın rızasına mazhar olabilmenin en emîn yollarından birisi de salîh ameller işlemektir: Salih amellerin, müminin Allah rızasını kazanmasına vesile olmasının kaçınılmaz şartı ihlâstır. İhlâs, yapılan işin katıksız olması demektir: Bizi amellere yönelten temel etkenin Allah’ın rızasını kazanmak niyet ve arzusu olmalıdır. Şeklen ne kadar mükemmel olursa olsun, arka planda gösteriş gibi, böbürlenmek gibi, insanların ilgisini çekmek gibi başka amaçlar bulunan işler Allah katında hiç bir fayda sağlamayacaktır. Çünkü hadise göre: “ameller ancak niyetlere göre değerlendirilir”(Buhari’den nakleden Halil Altuntaş, s.130) “O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz.(Yaptığı iyiliği) ancak Yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar). Elbette kendisi de hoşnut olacaktır!”( Leyl, 92/

19-20) Müslüman olarak bu dünyadan salih amellerle güçlendirilmiş bir imanla göçebilmemiz için imânımızı güçlendiren ibadetleri yerine getirmeli ve Allah’ın hoşnutluğunu ve rızasını kazanmamıza yardımcı olacak hayırlı amellere devam etmeliyiz. Yüce Rabbimiz, A’râf Suresinin 42. ayetinde: “ İman edip salih ameller işleyenlere gelince – ki biz kişiye ancak gücünün yettiğini yükleriz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar.”(A’râf,7/42)  buyurmaktadır. Ayrıca Cenab-ı Allah, şu ilâhî emri de vermektedir: “Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!”( Fecr, 89/29).

8- Adaleti tecelli ettirmek: hukukun, ahlâkın ve toplumsal vicdanın gereklerine göre davranmaktır; haksızlık yapmamaktır; doğru, dürüst ve tarafsız şekilde davranarak haklı ile haksızı ayırt ederek haklının hakkını savunmaktır…Adalet; kültür, bilgi, mevki, cinsiyet, ırk, dil ve din farkı gözetmeden insanlara, salt insan olmaları hasebiyle eşit ve tarafsız davranmak ve haklarını vermektir…Müminlerin adaletle davranmaları Allah Tealâ’nın buyruğudur: “…Adaletli  davranın.Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.” ( Hucurât,49/9).

ORGANLARIN SORUMLULUĞU.

Diğer taraftan, bütün organları ile Allah Tealâ’dan korkan müminin, O’nun rızasına mazhar olabilmek için yedi türdeki organlarına düşen davranış şekilleri de vardır:(İmam-ı GAZÂLİ, Kalplerin Keşfi, s.14-15):

Birincisi: Diline düşen davranış şekli: Mümin dilini yalandan, gıybetten, kovculuktan, iftiradan ve fuzuli konuşmadan men etmeli ve Onu Allah Tealâ’nın zikri, Kur’ân okuma ve ilim müzakere etmekle meşgul etmelidir.

İkincisi: Kalbine düşen davranış şekli: Mümin Allâh Tealâ’nın rızasını almak için ondan düşmanlığı, iftirayı ve din kardeşlerini fesat etmeyi çıkarmalıdır. Çünkü haset, iyilikleri yer bitirir. Bilinmelidir ki, haset, kalplerde bulunan büyük hastalıklardandır; kalplerin hastalıkları da ancak ilim ve amelle tedavi edilir.

Üçüncüsü: Bakışlarına düşen davranış şekli:. Mümin yeme, içme, giyme v.s. gibi haramlara ve helâl olmayan şeylere de bakmamalıdır; bakışı, ibret nazarı ile olmalıdır.

Dördüncüsü: Karnına düşen davranış şekli: Mümin karnına haram sokmamalıdır, çünkü bu büyük günahtır.

Beşincisi: Eline düşen davranış şekli: Mümin Allah’ın rızasını alabilmesi için elini harama uzatmamalıdır.

Altıncısı:  Ayağına düşen davranış şekli: Mümin, ayakları ile Allah’a isyana gitmemelidir. Bilakis, Allahın rızasına, alim ve iyi kimselerin sohbetine gitmelidir.

Yedincisi: Taati, takvası: Allah’ın rızasına mazhar olabilmesi için mümininTanrı buyruklarına uyması; ibadet etmesi, Tanrının yasak ettiği şeylerden çekinmesi gereklidir.

Demek ki; birkaç örneğini yukarıya aldığımız davranışlar gibi, insanoğlunun, Cenab-ı Allah’ın kendisinden beklediği, istediği, emrettiği, yasakladığı, hoşuna gittiği-sevdiği her türlü tutum ve davranışları göstermesinin nihaî amacı Allah Tealâ’nın rızasını kazanabilmektir!
           
HZ. PEYGAMBER’İN (s.a.s.) GİYİMİ:

Hz. peygamber gayet sade giyinir, çoğunlukla sırtına bir ihram alınırdı; sarığının ucu omuzlarının arasından sarkardı, genellikle siyah renkli sarık kullanırdı; bazen de sırtına Şam abası alırdı. Abanın kolları dar olduğundan abdest alırken kollarını sıvamak mümkün olmadığından abayı çıkararak abdest alırdı. Peygamber(s.a.s.)in vefatından sonra Hz. Aişe, son anlarında üzerindeki elbiseyi herkese göstermişti: Bunlar yamalı bir örtü ile el dokuması sert bir entariden ibaretti. Peygamber’imizin ayakkabıları çarık şeklindeydi. Bir çeşit ayakkabı olan çarık, bağlarından bağlanmak suretiyle ayağı tutardı.(Mevlânâ Şiblî, Muhammedî Ahlâk ,s.18)
Resûlü Ekrem’in kullandığı yatak deridendi ve fakat içi yün veya pamuk değil, hurma yapraklarıyla dolu olurdu.

HZ. PEYGAMBER’İN YEMEĞİ.

Hz. Peygamber(s.a.s.), cömert ve fedakâr biri olduğu için hiçbir zaman mükemmel bir yemeğe rağbet etmemiştir. Buharî’nin ‘Kitabûl-Et’îme’de ifade ettiğine göre, Hz. peygamber, ömrü boyunca buğdaydan yapılmış bir ekmek bile yememiştir. O’nun yemeği gayet sade ve basit idi. Hz. Peygamber zaman zaman koyun, keçi, keklik ve balık  eti yemiştir. Safiyye  ile evlendiği zaman ziyafet vermiş, misafirlerini hurma ve kavrulmuş un ile ağırlamıştır. Kendisi soğuk suyu sever; sütü de bazen su ekleyerek bazen de saf olarak içerdi. Kuru üzümü su ile ıslatır, suyunu içer, tanelerini de yerdi. (Mevlânâ Şiblî, Muhammedî Ahlâk, s.19)

Hz. peygamber merasimleri, yapmacık hareketleri ve gösterişi sevmezdi. Bununla beraber ara sıra güzel ve kıymetli elbiseler giydiği de olurdu.

Peygamber Efendimiz, sarı rengi çok severdi. Bazen baştan  başa sarı renkte elbiseler giydiği olurdu. Ayrıca beyaz rengi de sever, bunun en güzel renk olduğunu söylerdi. .(Mevlânâ Şiblî,Muhammedî Ahlâk. s.21)

    
HZ.PEYGAMBER’İN NÜKTELERİ

Hz. Peygamber(s.a.s), yaratılış itibariyle çok nazik, ruhen çok ince bir insandı. Bazen arkadaşlarıyla şakalaşırdı. Hz. Peygamber’in bedevî bir dostu vardı: O’na bir miktar yiyeceği hediye olarak gönderirdi. Bir gün bu bedeviye çarşıda rastlamış, O’nu kolundan tutarak “Bu köleyi kim satın alır?” diye takılmıştı. Bedevî : “ Bu köleyi alan zarar eder” deyince Hz. Peygamber: “Senin, Allah’ın katında kıymetin yücedir!” diyerek O’nu övmüştü.(Mevlâna Şiblî,Muhammedî Ahlâk, s.189)

     
BAKTIĞIN HER ŞEYE HAK TEALÂ AKSETMİŞTİR.

İnsanoğlu doğada, evrende, yerde-gökte, denizde-karada-havada; çiçekte-böcekte, hâsılı her baktığı yerde Mevlâ’nın mucizelerini, muhteşem eserlerini görebilir; Yüce Râbbin gücünü, büyüklüğünü temsil eden; O’nun güzelliğinin, ihtişamının aksetmekte olduğu yaratılmış varlıkları görebilir; görmelidir! “ …Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır…”(Bakara,2/115) Şüphesiz ki, görmek için de iyi niyetle ve içten bir arzu ile aramalıdır!

MEVLÂMI ARAR GEZERİM

Gönlüm divane-şaşkın, Hak’kı arar gezerim,
Derdim binleri aşkın, Hak’kı arar gezerim!

Uçan turna gözünde, Şah Resûl’ün sözünde,
Gizemli bal özünde, Râb’bi arar gezerim!

Gülzârda açan gülde, seherde esen yelde,
Kur’an okuyan dilde, Râb’bi arar gezerim!

Mis kokulu sümbülde, ol şakıyan bülbülde,
Kur’anla çizilen yolda, Mevlâ’m arar gezerim!

Rengârenk bağlarında, kuş uçmaz dağlarında,
Tarihin çağlarında, Tanrı’m arar gezerim!

Düştüğüm derin aşkta, gönlümdeki ol köşkte,
Gördüğüm derin düşte, Allah’ım arar gezerim!

OYTAN Muammer arar, uçan kuşlara sorar,
Gönlümce sevip sarar, Hak’kı arar gezerim!


İBRET ALMAK

Tüm âlemi yarattı ne güzel ne âlâ,
Tek başına Hak Tebareke Tealâ
Evrendeki her canlının rızkın verir
Tek başına Hak Tebareke Tealâ.

Yerden göklere, sınırsız Arş-ı Âlâ’ya
Gayya kuyusundan ol Firdevs-i Âlâ’ya
Her şey varlığın sürdürmek çün O’na muhtaç
Tek yaratan Hak Tebareke Tealâ’ya.

Görmek için gönül gözüyle bak, doğada
Yaşayan her can karada, suda, havada
Bir ahenk içinde zikirle yakarmakta
Durmadan Hak Tebareke Tealâ’ya

İbretle bakalım yıldız, Güneş ve Ay’a
Toprağa, suya ve ol yedi kat semaya,
Bir denge içinde dönerek zikrederler
Daima Hak Tebareke Tealâ’ya…

Ne kadar şükretsek azdır Yüce Mevlâ’ya
Çok özledik, hasret kalmış gibi sılaya,
OYTAN Muammer’in gönlü Râb evi olmuş
Hamdolsun Hak Tebareke Tealâ’ya!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner155