HACCIN FAZİLETİ
İbn Ömer’in rivayet ettiğine göre, Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Benim şu Mescidimde kılınan bir vakit namaz, Mescid-i Haram dışında kalan diğer mescidlerde kılınacak bin vakit namaza denktir. Mescid-i Haramda kılınan bir vakit namaz, diğer mescidlerde kılınacak yüz bin vakit namazdan daha faziletlidir…Dikkat edin size bundan daha faziletlisini söyleyeyim: Herhangi bir kimsenin karanlık bir gecede sırf Allah’ın vereceği sevâbı kazanmak amacı ile yatağından kalkarak güzel bir abdest aldıktan sonra kılacağı iki rekat namazdır.” . (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.458)

Hz. Ömer diyor ki: “Kim sırf ziyaret maksadı ile bu Beytullah’ı görmeye gelir de burayı tavaf ederse anasından doğduğu ilk günkü gibi tüm günahlarından sıyrılır.” (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.456)

HAC NİYETİYLE KÂBE’Yİ ZİYARET ETMEK :

Kur’an-ı Kerim’de insanlar için yeryüzünde kurulan ilk mabedin Mekke’deki mübarek  ev (Kâbe) olduğu (Âl-i İmrân, 3/96) buyrulmuştur. Kur’anda; Kâbe, “ el Beytü’l-harâm” (Maide,5/2), O’nu çevreleyen Mescid, “el Mescidü’l- harâm (İsrâ, 17/1), Mekke şehri de “Harem” (Kasas, 28/57) olarak nitelendirilip diğerlerinden farklı olarak ilâhî feyiz ve berekete, insanların manevî açıdan temizlenme ve arınmalarına mahal kılındığı, buraların korunmuş ve saygıya değer yerler olduğu belirtilmiştir. Şüphesiz âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev, ilk mâbet Kâbe’dir.(Âl-i İmrân, 3/96). Kâbe için, Türk kültüründe, tarih boyunca “yüce tutulan, saygı gösterilen”  anlamındaki sıfatla birlikte “Kâbe-i Muazzama” terkibi en çok tercih edilen isim olarak öne çıkmıştır.(Hicaz Albümü, Diyanet İşleri Baş.Yayınları No:669, s.16-17, 21,24).

Hz. İbrahim zamanından beri, binlerce seneden beri, peygamberlerin, resûllerin, nebîlerin, evliyaların, ermişlerin, velîlerin, pirlerin, şeyhlerin, tarihî şahsiyetlerin, kralların, imparatorların, âlimlerin, müminlerin, yüreğinde Cenab-ı Allah sevgisi ve aşkı olan ve sağlık ve maddi durumu müsait olan tüm inançlı Müslümanların:
“Lebbeyk Allahümme lebbeyk…!.”: “Buyur Allahım buyur ! Emrindeyim buyur !” diyerek ziyaret edip “rahmet” bekledikleri  Kâbe, Allah’ın evidir! Ve mümin kişinin, O’nun daveti üzerine bu kutsal mekanı ziyaret etmesi ve Hacı olması nasip olur.

Türk Şairi M. Süleyman Nahifî bu gerçeği ne güzel ifade etmiş:
Kime ki Kâbe nasib olsa Hüdâ rahmet eder!
Her kişi hânesine sevdiğin davet eder !

Hac, Yüce Tanrı’ya kulluk etmek görevleri arasında bulunan, sağlık ve ekonomik olarak durumu uygun olanlar için islâmın şartlarından olarak Mekke şehrindeki Kâbe’yi ve civarındaki kutsal sayılan özel yerleri, özel zaman içinde usulüne uygun olarak ziyaret etmek ve yapılması gereken diğer merasimi  yerine getirmektir..Haccın, gücü yetenlere yani sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip olan müslümanlara farz olduğu; bunların ömründe bir defa hacca gitmesinin gerektiği  Kur’ân-ı Kerim’de ve Sünnet’te bildirilmiştir:  “Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır..” ( Âl-i İmran ,3/97 ) 

Hac, maddi ve manevî, dünyevî ve uhrevî, ferdi ve sosyal yanı olan bir ibadettir. O, bir yandan kulun Allah’a, peygamber’e, ahirete, kısaca tüm iman esaslarına gönülden bağlanmanın bir göstergesidir; ayrıca, bizlerin, samimiyet, sabır, kardeşlik, sevgi, fedakârlık, paylaşma v.b. ahlakî erdemleri kazandığımız ve tatbik imkânı bulduğumuz bir alandır. Hac, ömürde bir kere müslümanın yeniden doğması ve kutsal-manevi bir havuzda yıkanıp arınmasıdır.

Hz.Peygamber(s.a.s.); “Kim kötü işlerden ve Allah’a karşı gelmekten sakınarak hac yaparsa, günahlardan temizlenerek anasından doğduğu gibi tertemiz hale gelir.”(Buharî’den aktaran Dr.Faruk Görgülü,a.g.e.s.273) müjdesini vermiştir.

Hacc ile ilgili ayrıntılı hükümler Bakara Suresinin 196,197,198,199 ve 200.âyetleri ile Âl-i İmrân Suresinin 97.âyetinde mevcuttur.

Herhangi bir sebeple Hacca gidemeyenlerin veya birden fazla gidemeyenlerin umre yapmak niyetiyle de Mekke ve Medine’yi ziyaret etmeleri fazileti yüksek bir ibâdettir.Umrenin faziletiyle ilgili olarak Resûl-i Ekrem(s.a.s.) : “ Umre, daha sonraki umreye kadar,  ikisi arasında işlenen günahlar için kefârettir. Allah katında makbul haccın karşılığı ise Cennettir.” buyurmuştur. ( Buhari, Umre, 1) Ayrıca “Kim Allah için hacceder de (Allah rızasına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, (kul hakkı hariç) annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner.”(Buhârî, Hacc,4) buyurmuştur.

PEYGAMBERİMİZİN HACCI.

Tırmizî’nin ifadesine göre Hz. peygamber(s.a.s), Mekke’de bulunduğu sırada iki kere hac etmiştir. İbn Mace ile Hâkîm bu hacların üçü bulduğunu söylüyorlar. Ancak üzerinde ittifak edilen Hac miktarı birdir ve bu da “Veda Haccı”olarak bilinen Hacdır.(Müslim, Ebu Dâvûd, Haccu’l Veda.). Hz. peygamber umreler de yapmıştır. Peygamberimizin hicretten sonra dört umre yaptığı kayıtlıdır.

KÂBE HAKKINDA ÖNEMLİ BİLGİLER.

Kâbe: Kur’an-ı kerim’in ifadesiyle, “Şüphesiz âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev- mâbet- Mekke’dekidir”.(Âl-i İmrân,3/96). Hz. İbrâhim ve oğlu Hz. İsmail Kâbe’yi harçsız olarak üst üste konulan taşlardan, üstü açık olarak inşa etmişlerdi. Kâbe, asırlar boyunca bir çok kez inşa ve tamir edilmiştir. Yaklaşık 1,5 m. genişliğindeki temeller üzerine inşa edilen Kâbe’nin dıştan dışa 10,70 x 12 m. ölçüsünde ve 15 m. yüksekliğinde, duvarları 1,25 m. kalınlığında, üzeri çatısız, düz tavanla kapalı olup, dış yüzlerinde Mekke’nin çevresindeki dağlardan getirilen bazalt parçalardan oluşan değişik boyutlarda 1614 adet taş yer alır (Hicaz Albümü, s.22-23).

Kâbe Kapısı: Kâbe’nin kuzey doğu duvarında, Hacerülesved’e 2 m. mesafede ve yerden 1,92 m. yükseklikte kapısı yer alır.Kâbe, Hz. İbrâhim tarafından inşa edildiğinde kapı yer seviyesinde idi ve boş bırakılmıştı yani herhangi bir kapı takılmamıştı. Kureyşliler 605 senesinde Kâbe’yi yeniden inşa ettiklerinde yer seviyesindeki kapıyı 2. m. yüksekliğe koymuşlar ve tek kanatlı bir kapı takmışlardı. Kâbe’nin kapısı ilk kez, Halife I. Velîd tarafından, 711-712’de altın levhalarla kaplattırılmıştır. Kâbe Kapısının üzerinde bir örtü mevcuttur. Birbirine tutturulmuş dört parçadan oluşan, altın ve sırmalarla bezenmiş bugünkü kapı örtüsü 7,5 x 4 m. ebadında olup, üzerinde bazı ayetler yer almaktadır.( Hicaz Albümü,s. 25).

Hacerülesved: Kâbe’nin doğu köşesinde, yerden 1,5 m. yükseklikte, gümüşten bir mahfaza içinde tavafın başlangıç ve bitiş noktasını belli eden Hacerülesved bulunur. Arapça’da “siyah taş” anlamına gelen Hacerülesved yaklaşık 30 cm. çapında  ve yumurta biçiminde siyaha yakın koyu kırmızı renktedir. Hacerülesved, Hz. İbrâhim tarafından, tavafın başlangıç noktasının belirlenmesi amacıyla yerleştirilmiştir. Hacerülesved ile ilgili bazı inanışlar da vardır: Örneğin, Hacerülesved’e dokunan kimsenin Rahmân’nın eline dokunmuş gibi olduğu (İbn Mâce, “Menâsik, 32); Hacerülesved’in, yeryüzünde Allah’ın sağ eli olduğu ; Hacerülesved’e  dokunanın  Allah’a biat etmiş olacağı (Heysemî, III, 242) şeklindeki rivayetler sayılabilir. Resûl-i Ekrem bir defasında dudaklarını Hacerülesved’in üzerine koyarak uzun uzun ağlamış, daha sonra dönüp baktığında Hz. Ömer’in de ağladığını görünce: “Ey Ömer! Göz yaşları burada dökülür !” demiştir.( Hicaz Albümü, s.27)
Makâm-ı İbrâhim: Kâbe’ye yaklaşık 15,40 m. mesafede bulunan, üzerinde Hz. İbrâhim’in ayak izleri olarak kabul edilen , 1 cm. arayla iki çukurun bulunduğu ve Kâbe’nin inşası sırasında  Hz. İbrâhim’in üzerine çıkıp iskele olarak duvar örmek ve insanları Hac’ca davet etmek için kullandığı taşa Makâm-ı İbrâhim adı verilir. Çok hafif sarı ve kırfmızı karışımı beyaza yakın bir rengi olan taşın kalınlığı 20 cm. olup kenar uzunluklarından biri 38 , diğeri 36 şar cm. dir. Hz. Peygamber,  “Hacerülesved ve Makâm-ı İbrâhim cennet yakutlarından iki yakuttur. Eğer Allah, onların aydınlıklarını (ziyasını) gidermemiş olsaydı doğu ile batı arsını sürekli aydınlatırlardı” buyurmuştur.(Tirmizî, Hac, 49). ( Hicaz Albümü, s. 28).

Altın Oluk:  Kureyşliler, 605 yılında Kâbe’yi inşa ederken, düz olan tavanda yağmur sularının yere akması için, kuzey duvarına yani Hicr tarafına bir oluk koydular. Kâbe’nin bu oluğu ilk defa Emevî Halifesi I. Velîd’in emri ile Mekke Valisi Hâlid bin Abdullah  tarafından altınla kaplattırıldı ve bundan sonra da “Altın Oluk”  adıyla anılmaya başlandı. Kıble, Mescid-i Aksâ’dan  Kâbe’ye çevrildiğinde Medine’de bulunan Mescid-i Nebevî ‘nin kıblesi tam altın oluğun bulunduğu tarafa  isabet etmişti. Bundan dolayı burası Resûl-i Ekrem’in kıblesi olarak meşhur olmuş ve Mekke’de iken de buradan Kâbe’ye yönelmek âdet haline gelmiştir. “Hayırlı insanların içeceğinden için, seçkinlerin namazgâhında namaz kılın!”  diyen İbn Abbas’a bunların anlamının ne olduğu sorulduğunda: “Hayırlıların içeceği zemzem, seçkinlerin namazgâhı da altın oluğun altıdır !” diye cevap vermiştir. Hz. Peygamber, tavaf sırasında altın oluğun altına geldiğinde:”Allah’ım senden ölüm anında rahatlık, hesap anında da af dilerim”diye  dua ettiği bilinmektedir.( Hicaz Albümü, s.30-31)

Hicr, Hicru İsmail: Kâbe’nin Kuzeybatı duvarının önünde bulunan ve “hatîm” adı verilen yarım daire şeklindeki 1,31 m. yüksekliğinde duvarla çevrili olan, yarım ay şeklindeki kısma “Hicr” veya “Hicru İsmail”  adı verilir. Burası da başlangıçta Kâbe’ye dahil idi. 605 senesindeki yeniden inşası sırasında Mekke’liler, ellerindeki malzemenin yeterli olmayacağı düşüncesiyle Hicr kısmını göğüs hizasında bir duvarla çevirerek Kâbe’nin dışında bıraktılar ve Kâbe’ye dahil olduğu anlaşılsın diye burayı da taşla döşediler. Nitekim Hz. Aişe, Kâbe’ye girip namaz kılmak istediğini söylediğinde Hz. Peygamber’in O’nu elinden tutarak Hicr’e soktuğu, “Kâbe’ye girmek istersen burada namaz kıl, çünkü o Kâbe’den bir parçadır!” buyurduğu bilinmektedir (Tirmizî, “Hac”, 48; Nesâî, “Hac”, 1281). ( Hicaz Albümü, s.33-34)
Kâbe’nin Örtüsü: Kâbe’nin dört duvarı üstüne içten ve dıştan örtü asılması eski bir gelenek olup bu uygulamanın ilk defa ne zaman yapıldığı hususunda farklı rivayetler vardır. Dıştan dam korkuluğunun kenarlarında bulunan demir halkalarla çatıya, şazervân üzerindeki bakır halkalarla da tabana tutturulmuştur.. Kapıya da çok güzel bir şekilde işlenmiş ana örtüden bağımsız bir kisve örtülür. Günümüzde Kâbe örtüleri, 14 m. uzunluğunda ve 0,95 m. genişliğinde 48 parçadan meydana gelir; tamamı 638,4 m2.dir.  Yukarı kısmındaki Kâbe’nin dört tarafını çevreleyen ve birbirine eklenmiş  16 parçadan oluşan yazı kuşağına hizâm denilir: Uzunluğu 45 m., genişliği 0,95 metredir. Bu kuşağın biraz aşağısında  yine 16 parçadan meydana gelmiş, ancak birbirine eklenmeden aralarına, içlerinde âyet ve  esmâ-i hüsnâ yazılı daireler konmuş ikinci bir kuşak vardır. Örtünün kendisi de kitâbeli olarak dokunmuştur. Örtünün üzerindeki yazılarda altın ve gümüş teller kullanılmıştır. ( Hicaz Albümü, s.36-37)

Zemzem: Arapça’da “bol, bereketli, doyurucu ve kaynağı zengin su” anlamlarına gelen zemzem, sadece kutsal kabul edilen Harem bölgesinin değil, bizzat Kâbe’nin kuyusu ve bütünleyicisi olarak da görülmüş Mekke için bir nevî hayat kaynağı olmuştur. Cenâb-ı Allah’ın emri üzerine, Hz. İbrâhim’in, eşi Hacer’i ve henüz bebek olan İsmail’i ıssız Mekke vâdisinde bırakıp ayrıldıktan sonra, Hâcer, su ve erzakının tükenmesi üzerine  çaresiz kalmış; küçük oğlu İsmail’in susuzluktan ölmesinden endişe ederek telâşla Safâ ve Merve tepeleri arasında yedi defa gidip gelerek bir yardımcı aramış; bütün ümitlerini kaybettiği anda mucizevî şekilde oğlunun bulunduğu yerde kaynayan zemzem suyunu görünce Allah’a şükretmiş ve suyun dağılmaması için etrafını toprakla çevirmiştir. Hz. Hâcer’in, aralarında 400 metre mesafe olan Safa ve Merve tepeleri arasında  su ve imdât arayışı hac ve umre mesaiki içinde yer alan “sa’y” uygulamasının kökeni olmuştur(Bakara, 2/158). (Hicaz Albümü, s. 45)

Hz. Peygamber, “Yeryüzündeki suların en hayırlısı zemzem suyudur; içilmesi açlığı giderir, hastalığa şifa olur!” ( Heysemî,III, 286). “Zemzem suyu hangi niyetle içilirse ona çare olur!” (İbn. Mâce, “Menâsik,, 78) buyurmuştur. Resûl’ü Ekrem’in uygulaması sebebiyle , Kâbe’yi tavaf ettikten sonra kılınan namazı müteakip zemzem içmek müstehap kabul edilmiştir.                  

EN FAZİLETLİ VE ALLAH’IN EN HOŞNUT OLDUĞU CÜMLE.

Ebû Zerr şöyle anlatmaktadır: “ Hz. Peygamber, size Allah’ın en hoşnut olduğu cümleyi söyleyeyim mi? dedi. Ben de “Ya Resulallah, bana Allah’ın en hoşnut olduğu cümleyi söyle!” dedim. Hz. Peygamber de: “Allah’ın en sevdiği cümlesi Süphânellâhi ve bi-hamdihî’dir.” buyurdu.(Müslim,VIII,86)

VARAYIM  HUZURUNA
Ruhuma can veren Kur’ân sesi kulaklarımda,
Başım açık- yalın ayak varayım huzuruna,
Duanın bin bir türü huşuyla dudaklarımda,
Başım açık-yalın ayak varayım huzuruna!
    
Felek yorgun düşmüş ağlarını ören yok,
Kulluk görevim yapmak çin yol gösteren yok,
Yaptığım iyilikleri Senden başka gören yok,
Başım açık-yalın ayak varayım huzuruna!

Himmet et Rab’bim Resûlünden alayım nasip,
Nasip alıp Habiballah’a olayım müsâhip,
Kullarına hoşgörülü olsun melek muhasip,
Başım açık-yalın ayak varayım huzuruna!
    
Yâ Râb Sana çevirdim hep gönlümün ibresini,
Tez kesmeye çalıştım azgın nefsimin sesini,
Ne olur anlasam Kur’anın gizli şifresini,
Başım açık-yalın ayak varayım huzuruna!

OYTAN Muammer, girip tufana ellere düştüm,
Allah aşkıyla ol Yunus gibi yollara düştüm,
Mecnunlaşmış kalbimle derin çöllere düştüm,
Başım açık-yalın ayak varayım huzuruna!


SAADET
Cenab-ı Allah’a has îmân etmek,
En büyük iç saadettir saadet!
Kur’anı Kerim’in yolundan gitmek,
En büyük iç saadettir saadet!

Yüreklerdeki âhiret kaygısı,
Kur’an-ı Kerime çoktur saygısı,
Muhammed’e derin sevgi duygusu,
En önemli hidâyettir hidayet !

Tuttuğumuz bu yol, manâ yoludur,
Siyah-beyaz, her insan has kuludur,
Müslüman hayatı zikir doludur,
Bu, en güzel diyanettir diyanet!

İyilik eden, hep iyilik görür!
İnfâk kervanı hep yüküyle yürür,
Cimrinin gözünü tutku-hırs bürür,
Yardım, en büyük inayettir inâyet!

OYTAN Muammer huzura varalım,
Şehitlerin hatırını soralım,
Vahşiler vurdu, yâresin saralım,
Sağlık, en aziz emanettir emanet!
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner155