İKİ AYET:
“Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım !” (Zâriyat,51/56)

“De ki: “İbadetiniz olmasa, kulluğunuz olmasa Rabbim size ne diye kıymet versin ki ? …” (Furkan,25/77)
                
 LÂ İLÂHE İLLALLÂH DEMENİN FAZİLETİ:
    Taberânî, el-Evsat adlı eserinde Zeyd b.Arkam’dan şöyle rivayet etmektedir: “Hz. Peygamber, “Kim ihlâslı şekilde lâ ilâhe illallâh derse cennete girecektir.” dedi.
“İhlâslı demekten kasıt nedir?” diye sorulduğunda: “Kelime-i tevhidi getirmesi, onu haramlardan koruyorsa ihlâslı şekilde demiş olur.” buyurmuştur.(Hayatü’s Sahabe, s.99)
                       Ebu Sa’id el Hudrî, Hz. Peygamber’den şöyle aktarmıştır: “Hz. Musa dedi ki: “Ey Rabbim, bana öyle bir şey öğret ki, onu zikredeyim, onunla sana dua edeyim! Allah da O’na, Lâ ilâhe İllallâh demesini söyledi. Hz. Musa, “Ya Rabbim tüm kulların bunu söylüyor, bana özgü bir şey söylemeni istiyorum” dedi. Allah(c.c.), “Ey Musa, şayet yedi sema ve yedi yer terazinin bir kefesinde olsa, Lâilâhe illallâh ayrı bir kefede olsa lâilâhe illallâh daha ağır gelir.” buyurdu. (Nesâî, Amelu’l-yevm, s.834)

İBADET

İnsanoğlu, hangi dinden veya inançtan olursa olsun; hangi mezhebi veya tarikatı takip ederse etsin kendisini yaratmış olan Cenab-ı Allah’a kulluk etmek zorundadır.

Allah Tealâ’ya kulluk etmenin reçetesi bizzat Kur’ân’da yazılmıştır. İslâm kurallarına uymak! İslâmiyet bir ilâçtır, bu ilâcı usulüne göre kullanırsan her derde devadır! Faydasını, yararını görür, şifanı bulursun! Yapılması gereken, Allah’a kulluk etmektir: Esasen yaratılışın amacı, hikmeti, sebebi de budur:“Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım !” (Zâriyat,51/56).“..Hem korku, hem de ümit ile O’na kulluk edin!”  (Â’râf,7/56);“… Gerçekten Allah’a kulluk etmek istiyorsanız Allah’ın verdiği nimetlerine şükredin !” (Nahl,16/114).

Bu dünyada en büyük mertebe, Allah Tealâ’ya kulluk etmektir! Allah’a kulluk etmeyen bir insan yaratılış hikmetine uygun davranmamış demektir. Kulluk etmenin tek yolu da Cenab-ı Allah’ın emirlerine, buyruklarına uygun olarak yaşamaktır; kısaca ifade etmek gerekirse ibadet etmektir! “De ki: “İbadetiniz olmasa, kulluğunuz olmasa Rabbim size ne diye kıymet versin ki ? …” (Furkan,25/77). “Şimdi çalışmak zamanı, ibadet karın doyur muyor! İbadete vakit mi var!?” şeklindeki bir düşünce doğru bir yaklaşım değildir. İslâmda ibadet etmek, en fazla işi olana, hiç zamanı olmayana göre düzenlenmiştir. Yeter ki iyi niyet ve samimi inanç olsun!.

Genellikle İslâmda ibadetlerin, önem bakımından imândan hemen sonra geldiği kabul edilir. Kur’ân’da iyi davranışlar (salih ameller) genellikle imânla bir arada zikredilmektedir. Bu durum makbul ibadetin imânla bir arada olmasına işaret etmektedir.Dolayısıyla imânsız ibadet, samimi olmayan, gerçekte sadece riyâ ve münafıklıktan doğan bir gösterişten ibaret olur ( Bakara,2/264; Nisâ, 4/38; Mâun, 107/5-6) İbadetlerde asıl olan, imânla birlikte niyet, ihlâs, huşû ve takva dolu olan öz ve muhtevasıdır!

İSLÂM DİNİNDE İBADET NEDİR?

İslâmda ibadetin,  dar anlamda yani asıl-temel ibadetler ve geniş anlamda yani ibadet varsayılabilecek ve Allah Tealâ’nın sevap vereceği umulabilecek tavır ve davranışlar (salih ameller-zikirler-şükürler, dualar v.b.) olmak üzere iki türlü anlamı vardır:

1-Asıl-temel ibadetler: İbadet,  kişinin Rabbine karşı sevgi ve bağlılığının göstergesi olarak Allah ve Resûlü tarafından,  belirlenmiş olan ve yapılması istenilen şekli ve formatı belli, törensel olarak belli zamanlarda, belli kural ve düzen içerisinde yapılan uygulamalardır:

 “Merhum Ahmet Hamdi Akseki ibadeti şöyle tarif etmiştir: “Künhü ve mahiyeti idrak olunamayan ve fakat varlığı, sonsuz kudret ve azameti her yerde sezilen, zahiri sebeplerin fevkinde dilediği tasarruf kudretine sahip olan zata karşı gösterilen tevazu, saygı, itaat ve tazimin en yükseğidir.” Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, Hacca gitmek İslami asıl-temel ibadetlerdir. Aynı zamanda, Kelime-i Şahadetle birlikte  İslâmın şartları da olan ve Kur’ân-ı Kerim’de bir çok ayette geçen, buyrulan bu ibadetlerin, Allah ve Resulü tarafından nasıl emredilmiş ve öğretilmiş iseler o şekilde yerine getirilmeleri zorunludur.Hiç kimsenin bunların şekil ve miktarı üzerinde herhangi bir değişiklik yapma hakkı ve yetkisi yoktur!.Başka bir anlatımla “Kişi, kendi arzusu ve düşüncesine göre bir ibadet tarzı ya da modeli oluşturamaz.İyi ve kötünün, sevap ve günahın sınırlarını ve modellerini bize Allah vermiş, Hz. Peygamber (sas,) bunları bize ulaştırmış ve kendisi de hayatında tam bir örnek oluşturmuştur. Bu asıl-temel ibadetlerin yanında kurban kesmek, Kur’an okumak, i’tikâf, infak, dua, zikir, tövbe, istiğfâr, hamd, senâ, şükür, istiaze, tenzih, takdis, tesbihât, tekbir, telbiye, tehlil gibi ibadetleri de eklemek gerekir.

2- İbadet varsayılabilecek ve Allah Tealâ’nın sevap vereceği umulabilecek tavır ve davranışlar (salih ameller): Bunlar, Allah Tealâ’nın seveceği, hoşuna gideceği, rızasına mazhar olacağı, dolayısıyla “sevap” vereceği umulan ameller, davranışlardır. Bunlar namütenâhî amellerdir. Sadece örnek teşkil etmesi bakımından bunların bazılarını aşağıdaki gibi birkaç grupta toplayabiliriz:

- Salih Ameller: Salih amel, hem dünyada hem de ahrette bize fayda sağlayacak, hayırlı ve helâl  işlere denilir. Bir eylem ve davranışın ibadet varsayılabilmesi, ibadet niteliği kazanabilmesi ve Allah’ın sevabına mazhar olabilmesi için, ancak Allah’ın buyurduğu kurallara uygun ve O’nun rızasını kazanma niyet ve düşüncesiyle bağlantılı olmalıdır. Salih amel niteliği taşıyan davranışların birer ibadet sayılacağı ve sevap verileceği Kur’an-ı kerimde açıkça buyurulmuştur:“İmân edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele!”(Bakara,2/25) “İmân edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır”(Bakara,2/82

-İhlâs ile Yapılan Davranışlar: İhlâs ile hareket edilmesi, kulun bütün hal ve hareketlerinin Hak Teâlâ’nın rızasına yönelik olması, itikât, ibadet ve ahlâkî hayatın Allah rızasına yönelik olması; Hak rızasından başka bir şeyin bunlara karıştırılmaması anlamına gelir. “Zaten siz ancak Allah rızası için harcarsınız. hayır olarak her ne harcarsanız-hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir”(Bakara,2/272). İhlâs, her işe iyi niyetle başlamayı gerektirir. Art niyet ihlâsla bağdaşmaz. Riya, gösteriş, munafıklık, ikiyüzlülük, iki dillilik, yalan, aldatma, kandırma gibi hareketler islâmla ve ihlâsla bağdaşmaz. İhlâs; dışın içe, sözün öze, dilin kalbe uygun olmasıdır.Yinelemek gerekirse, Nisâ Suresinin 114.cü Ayet-i Kerime’sinde birkaç örneği verildiği üzere, yapılan her hareket ve davranışın Allah rızası için yapılması işin özüdür:“Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi…kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfât vereceğiz.”(Nisâ,4/114).Şu halde Allah rızasının alınması amacıyla yapılan davranışlar da ibadet varsayılabileceklerdir.

-İhsan İle Yapılan Davranışlar: İhsân; her işi güzel ve iyi bir şekilde yapmak; her zaman ve her yerde sanki Cenab-ı Allah bizi gözetliyormuş ve yaptığımız işleri, sergilediğimiz tavır ve davranışları denetlemekteymiş gibi hareket etmek anlamını taşır. Hz.Peygamber (s.a.s.) “İhsân, Allah’a, sanki O’nu görüyormuş gibi kulluk etmendir. Çünkü her ne kadar sen Allah’ı görmesen de O seni görmektedir.” buyurmuştur. İnsanın, daima Allah Tealâ’nın huzurundaymış gibi davranması ve yaptığı işi, görevi en iyi ve güzel şekilde yapması, her türlü kötülükten-hıyanetlikten-kaytarmaktan-hileden-ahlâksızlıktan sakınması, kaçınması gerekir. Rabbini görüyormuşcasına samimi ve içten kulluk eden bir kimse, kulluğun zirvesindedir. Böyle bir kimse bütün gönlüyle Rabbine yönelmiş, özünü Rabbine teslim etmiş ve dinin özünü kavramıştır. Ayeti kerime’de belirtildiği üzere: “… Kim ihsan derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır.Artık onlara korku yoktur…”(Bakara, 2/112)

Şu halde ihsan ile yapılan davranışlar da.ibadet varsayılabileceklerdir.

Geniş anlamda ibadet varsayılabilecek salih ameller, Allah Tealâ’nın adını anarak, yani besmele ile başlayarak, O’nun rızasını gözeterek, emirlerini tutarak, yasaklarını dikkate alarak insanın iyi davranışlar yaptığı veya kötü davranışları terk ettiği her şey ibadet şekline dönüşebilecektir. (Prof Dr.Mehmet Erdoğan, İslâma Giriş, Evrensel Mesajlar,İbadet,Diyanet İşleri Bşk.Yayını, Ankara 2007,s. 93)
 
Buradaki sihirli sözcük, Hak Tealâ’nın rızasının gözetilmesidir! Aynı davranışları bir başkası böyle bir bilinç ve niyetten yoksun olarak yapsa, örneğin ceza korkusundan dolayı fuhuştan uzak dursa onun sevap alacağını söylemek mümkün değildir.(Prof Dr.Mehmet Erdoğan, a.g.e.,s. 93)
Bu düşüncelerin Kur’ân-ı Kerimde yeri, karşılığı var mıdır?

Salih amel niteliğinde olan, Allah’ın rızasını almayı amaçlayan tutum ve davranışların “ibadet” varsayılmaları düşüncesi ve Hak Tealâ’nın bunlara da sevap vereceğinin umulması, Kur’ân-ı Kerim’e uygun düşen fikir ve düşüncelerdir. Nitekim, Tevbe Suresinin 120. ayetinde Cenab-ı Allah: “…hiçbir olay yoktur ki, karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını elbette zâyi etmez.” Buyurmaktadır. Yazdığımız ayetlerin dışında, ayrıca:

-Yüce Rabbimiz, Sebe Suresinin 37. ayetinde “ Ne mallarınız ne de çocuklarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir ! Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler.” (Sebe, 34/37) buyurmaktadır.Ayrıca, Nisâ ve Â’râf surelerinde de:.

- “ İman edip salih ameller işleyenlere gelince – ki biz kişiye ancak gücünün yettiğini yükleriz- işte onlar cennetliklerdir.Onlar orada ebedî kalıcıdırlar.”(Â’râf,42),
-.“İmân edip Salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükâfâtlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir.”(Nisâ,4/173) buyurmaktadır.

Diğer taraftan Enbiyâ Suresinin 47. ci ayetinde Cenab-ı Allah, sadece asıl-temel  ibadetlerin değil, dünyada iken yapılan salih amellerin de, en küçük bir amelin dahi değerlendirileceğini; hiçbir nefsin zerrece haksızlığa uğratılmayacağını, şu halde bunlara “sevap” verileceğini buyurmaktadır:

 “ Biz ise kıyamet günü dosdoğru teraziler koyacağız. Hiç bir nefis zerrece haksızlığa uğratılmaz. Ameli bir hardal tanesi ağırlığında da olsa onu getirir koyarız ! Muhasebeci olarak da biz yeteriz.” (Enbiyâ,21/47).

Şu halde, bu ayetlere dayanarak söyleyebiliriz ki, asıl-temel ibadetlerin yanında ibadet telâkki edilebilecek amellerin de Kur’an’ı Kerimde karşılığı-dayanağı bulunmaktadır ve bunlara da sevap verileceği buyrulmaktadır
Burada dikkat edilmesi gereken önemli hususlar vardır:

1-Birincisi: Temel-asıl ibadetler ile ibadet telâkki edilen ameller birbirlerinin yerine ikame edilemezler: Bir asıl ibadetin ve ibadet telâkki edilen her bir tutum ve davranış tarzının da ayrı bir önemi ve sorumluluğu vardır.Bir ibadet tarzı diğerinin yerine geçemeyeceği gibi, bir ibadet türünün yerine getirilmiş olması diğerinden doğan sorumluluğu da ortadan kaldırmaz. Mesela namaz kılmak asıl ibadettir; helal rızkını kazanmak için yukarıda açıkladığımız mahiyetteki yani kısaca Allah’ın rızası gözetilerek yapılan salih davranışlar da ibadet varsayılabilir. Ancak, bir Müslüman, ben işime Allah adıyla başlayıp, Hak Tealâ’nın rızasını kazanmak amacı güderek çalışıyorum ve yararlı üretimler, iyilikler, infaklar yapıyorum, dolayısıyla ibadet telâkki edilebilecek davranışlar, salih ameller yapıyorum diye namaz kılmayı veya diğer asıl-şart ibadetlerini askıya alamaz. Bunların hiç birisi birbirlerinin yerine ikame edilemezler (Hayati Hökelekli, a.g.e.s.84).

2-İkincisi : İbadetlerin ve ibadet telâkki edilebilen amellerin ayrı ayrı sevap katsayıları var olduğu düşünülebilir: İslâmın şartları olan namaz, oruç, hac ve zekât ibadetlerinin Cenab-ı Allah nezdindeki değerleri ve sevapları ile mahiyetleri ve yapılışları itibariyle ibadet telâkki edilen salih amellerin Allah Tealâ nezdindeki değer ve sevabının aynı olması umulmaz. İslâmın asıl-temel ibadetleri olan namaz, oruç, zekat ve Hac ibadetlerinin sevap katsayısının farklı olması düşünülebilir. Nitekim, Cenab-ı Allah, namazını dosdoğru kılanlara büyük bir mükâfât verileceğini(Nisâ, 4/162); rahmete erdirileceğini(Ankebut,29/45) buyurmaktadır.
 
PEYGAMBERİMİZİN RAMAZAN AYINDA İBADET ETMEKTEN BÜYÜK ZEVK ALMASI.

Hz. peygamber(s.a.s.), Ramazan Ayında ibadet etmekten büyük zevk duyardı. Özellikle Ramazan’ın son on gününde kendisini tamamen ibadete verirdi. Hz. Âişe’den rivayet ediliyor ki, Resûlullah, son on gününde itikâfa çekilir, gecelerini ibadetle geçirir, hanımlarından uzaklaşır, ev halkını namaz için uyandırırdı. Her gün Kur’an okur; yatsı namazından sonra bu işle meşgul olurdu. Ramazan Ayında bütün Kur’anı hatmederdi. İbn Abbas der ki, ‘ Hz. Peygamber fıtrat itibariyle cömertti; fakat Ramazan Ayında Cebrail’den Kur’anı dinlediğinde cömertliğinin sınırı olmazdı’.
Hz. Peygamber(s.a.s.), Ramazan Ayının dışında da yoğun şekilde oruç tutardı: Muharrem Ayının birinci gününden onuncu gününe; Şevval’in ikinci gününden yedinci gününe kadar oruç tutar; Cuma günleri de oruçlu geçirirdi. (Mevlâna Şiblî, Muhammedî Ahlak, s.61-65)
                            
TANRI  DERGÂHI
Yüce Mevlâm hep güle bak yüzüme,
Bakışınla doğru yola gireyim.
Yüreğime, benliğime, özüme,
Akışınla Dergâhına gireyim!

Yâ Râb, teşrif ettin gönül köşküne!
Ben eridim Sende, döndüm şaşkına,
Beni benden alan derin aşkına,
Yakışınla Dergâhına gireyim!

İçimde bu aşkın en güzel yanı,
Ne edeyim aşktan yanmayan canı?
Gözlerimden sicim gibi mercanı,
Döküşümle Dergâhına gireyim!

Yâ Râb, her an hayalimle düşümle,
Çıkayım huzura olgun yaşımla,
Yüzüme bakarsan çatık kaşınla,
Bakışınla Dergâhına gireyim!

OYTAN Muammer gönül gözün kör!
Aç gözünü artık gerçekleri gör!
Azgın nefsinin ol defterini dür,
Dürüşümle Dergâhına gireyim!

LÂ İLÂHE İLLALLAH YAZAR !

Aşk-ı ilâhîyi yaşamak cana can katar,
Bu sevgi temelinde tevhid görüşü yatar.
Tevhide inanmayan şirk günahına batar,
Levh-i Mahfuzda “lâ ilâhe illallah” yazar!
                 
Şeriat-tarikat kapıların açan kişi,
Kolay olur marifet kapısını geçişi,
Hakikat makamındadır anahtar alışı,
Cennet kapısında “Lâ İlâhe İllallah” yazar!

Bu fânî dünyada halâ puta tapan mevcud,
Bir ve tek olan Allah’a sücûd gerek sücûd !
O yarattı: Tüm Âlem bir vücuttur, tek vücûd,
Kâbe kapısında “Lâ İlâhe İllallah” yazar !

Fahr-i Âlem Efendimize vahiy getiren,
Özünü-sözünü ol Sultan’a vuslat veren,
Gece-gündüz kamu şeyde Hakkı ayân gören,
Cibril kanadında “Lâ İlâhe İllallah” yazar !

Beni ben yapan O’nsuz cihân ve can gerekmez!
Düşte-gerçekte O’nsuz geçen bir an gerekmez!
OYTAN Muammer’e Rabbi yeter, han gerekmez !
Mümin kalbinde “Lâ İlâhe İllallah” yazar!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner155