Osmaniyeli  Gazeteci- Şair-Yazar ve OŞYAD Başkanı Mustafa Bardak’ın yeni çıkardığı öykü kitabı “Mezar başında” adını taşıyor.

OŞYAD yayınları arasında çıkarılan öykü kitabı “Mezar başında” Nisan 2017  basımı yapılarak okuyucusu ile buluştu.

Kitap 98 sayfadan ve üç ayrı öyküden oluşuyor. Kitapta; Yazar Mustafa Bardak’ın yaşam öykü ve sunum yazısının ardından “Kübra ile Umut” adlı öykü ile  karşı karşıyasınız.

Özentisiz ve akıcı bir dili var Mustafa Bardak’ın! Yazar kendi kişiliğini öykü içinde eritmiş. Öykü mekân olarak bir ilde geçiyor. Kübra yüksek okul sonrası sınavlarda çokta yeterli puan alamamış ve bir türlü insan haysiyetine uygun işe yerleşmekte aradığını bulamamıştır. Zeki, duyarlı bir kız Kübra ilk olarak Mehmet’i sevmiştir. Mehmet Almanya’ya gitmiş orada evlenmiştir.  Kübra toplumsal baskı altında seçtiği ikinci eşle de sorunlar yaşamaktadır. Onu takip eder ve internet kâfede yakalar. Çocuk evde süt beklediği halde süt almamış bu parayı da harcamıştır. O anda Kübra’nın gözlerinin içi fal taşı gibi açılmıştı, ama eşine daha fazla bir şey diyemeden oradan uzaklaştı.

(Sf.21) Kadının çaresizliği, yıkılmışlığı derin fay bir hattıyla çizilmiş burada. Sosyal güvencesizlik, işsizlik, birilerinin desteğine kölece bağlı olmanın ağır koşulları kadını buhran çimentosu ile tabulara kilitlemektedir. Toplumsal ekonomik sorunlarının çözmüş ülkelerde bu sorunlar sıradan olduğu halde kapitalizmin kendi koşullarını oturtamadığı ülkelerde bu sorunlar bir çöp yığını gibi devleşmiştir.
Kadının açmazı ve iktidar desteği olmaksızın iş bulamama bu kadar gerçekçi anlatılamazdı. Kadın iki çocuğuyla kendisini terkeden kocadan altı yıl sonra bir telefon almıştır. Çocuklar babasızdırlar, yaşamlarında.

Kübra terk edilmişliğe esir olmamakta çocuklarının yetişmesi için, öğretimleri ve bakımları uğruna onların okuduğu okulda hizmetli olarak çalışmaktadır.

Yazarımız Bardak,  sorunların kategorize ediliş tarzına aldırış etmemekte, gerçeği korkusuzca ele almaktadır. Çıkar ve bireysel edinimler peşinde değildir.  Muktedir annenin babaya dediği; “Umreye gittim ama bu haç sayılmazmış. Bu defa Hacca gideceğim.”söylemine yaşlı adam; -Haklısın hanım! Ama bu evde Kübra kızımızın iki çocuğunun okul masrafları var, o çocukların geleceğini bir kenara bırakarak benim emekli maaşımdan biriktirdiğin para ile Hacca gitmen nasıl doğru olabileceğini bir hocaya sorarsan iyi olacak! (SH. 37) demektedir yaşlı koca.

Kadın kudurmuş gibi kızmaktadır. “Bu evde senin gibi bir odunun değil, benim gibi bir kadının sözü geçer!”demektedir. 

Bu konular İslami siyasallaşma ve dini detaylarda büyük uçurumları işaret etmektedir. Yanıtlarda mutlaka konunun uzmanlarınca dile getirilmelidir. Ama yazarın toplumun yarasını bir masaya yatırıp uzman diliyle sosyalize etmesi her türlü takdirin üzerindedir.

Umut’la Kübra toplumun bakış açıları karşısında gizli buluşmalarını sürdürürken de çağdaş bir sevgi birlikteliğini oluşturamamaktadırlar. Birbirlerini sevdiklerini birbirlerine kanıtlamışlardır.

Hukuk bürosundaki iş görüşmesinde Umut referans olabilecekken, maalesef engel olunmuştur. İşveren aldığı bayan işçiyi yalnızca el emeği değil, beden olarak da metalaştırmak algısındadır.

Bu Kübra’yı çıldırtır. İleriki bölümlerde Umut sevgilisiyle bir otel odasında buluştuğu halde modern birlikteliği gerçekleştirmekten namus dayatması-tabusu adına kaçınır. Oysa bedeni ve hormon gereği birbirlerine arzuları doruk noktasındadır. Yumurtalık buluşmasında ise sevgilisi kendisi yanlış anlar kaygısına düşen Umut yüzme bilmediği halde denizde ilerler intihar eder ve ölür.

Yazar burada gizli bir mesaj vermekte, toplumsal sorunların yığınlar oluşturup kayarken bazense insanı alıp götürdüğünü söylemektedir.
 
Doğru çıkış yolunu aramanın toplumsal gereği en güzel bir biçimde vurgulanmaktadır.

Yazar Bardak, “Mezar Başında- Tecavüz” (Sf.63) şaşırtmaya devam ediyor.

Bu öyküsüyle de Köyün en çalışkan insanın uğradığı büyük haksızlığı en gerçekçi dille okuyucu vicdanına aktarıyor.

Bir dönem toprak ağalarının kendi çocuklarının buna benzer suçları nedeniyle kendi silahlarıyla vurup öldürdüklerini düşünecek olursak son dönem ağalığın çöktüğü acı durumu anlamakta zorlanmayız.

Ağa, tecavüzcü oğlu Murat’ı cezalandırmak şöyle dursun, onun cezaevine düşmesini öne sürerek elci Ayhan’ın kazandığı ücretleri ödememesi oldukça düşündürücüdür.

Kendisinden on altı yaş büyük annesi yaşındaki kadına, Emine’ye tecavüz tuhaf bir takıntılı psikozdur.

Ülkemizde okur sayısının ve okumaya ilginin çok düşük olması düşünülecek olursa bu kitabın böylesine incelikli okunması apayrı bir şanstır.

Kitapları kitap yapan okurlarıdır. Okurlar olmasa kitapların güzelliği ve ilginçliği bir anlam taşımaz.
 
Son öyküsünde de yazar, 600 yıllık Osmanlı saltanatının çöküşünü “uçkur düşkünlüğüne” bağlamaktadır.

Pek de haksız değildir. Siyasi tarih bilimcileri teknik ve bilim alanındaki gelişmeleri öne alsa da temel nedende yazar doğruyu işaret etmektedir.
 
Biz kitabı kısmen okuyucuya bırakmak amacıyla kritiğimizi kısa kesmek istiyoruz.

Yazar da son cümlesiyle; “Burasını okurlarımıza bırakıyorum” diyerek sahifelerden uzaklaşmıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner155