Yazan: Mustafa BARDAK
Umut, adı gibi umutlu yaşamayı seviyor, şen-şakrak ve esprili konuşmaları ile çevresinde tanınan biriydi.

Kaderin sillesini yediğini söyleyerek arkadaşları ile sohbet etse de, çevresindeki insanlara yüreğinin acısını belli etmemeye özen gösteriyordu. Adı gibi umutlu yaşamaya, umudun sonunda aydınlık günlerin geleceğini umutla bekliyordu.

Babasını kaybettiğinde 23 yaşında, annesini kaybettiğinde ise 25 yaşındaydı. Yaşamının en genç çağlarında önce baba, sonrasında da anne sevgisi ve şefkatinden yoksun kalan Umut, yüreğinin sesini dinlemeye çalışıyordu.



Elinden her iş gelirdi, taşı sıksa suyunu çıkaracak  becerileri de vardı. Okumak için simit sattı, geceleri otelde katiplik yaptıktan sonra, sabahları okuluna gidiyordu.

Bir sabah erken saatlerde sokakta yürürken iki genç kadının yanından geçerken, göz ucu ile onların yüzlerine bakmak geldi içinden.

Umut’un yapmadığı bir hareketti, böylesi davranışları sevmiyordu, anne-babası kendisini oldukça ‘namusa önem veren biri’ olarak yetiştirmişti.

Sokakta yürürken istem dışı yanından geçerken baktığı kadınlardan biri zayıf, uzun boylu ve başı açık, diğeri ise biraz orta boylu, başında dağınık  bir örtü vardı.

Umut, tam kadınların yanından geçerken bir kez daha onların yüzüne bakma isteği duydu. Özellikle de başında örtü olan, ancak biraz dağınıklığı ile sevgiden, mutluluktan uzaklaşmış bir hali olduğu anlaşılan kadın dikkatini çekmişti.

Ya da Umut öyle yorumlamıştı kendi kendine. Kadınlardan uzun boylu ve başı açık olanı, Umut’un geri dönüp bakmasına sinirlendi, “Ne bakıyorsun trene bakan öküz gibi!?”diye konuştu.

Umut, bir anda yol kenarında donup kalmıştı, bir süre kendine gelmeye çalıştı, titriyordu, korkuyordu ve yüreği yerinden fırlayacak gibi hopluyordu.

Özür dilemek için kafasında sözcük kümelerini bulmaya çalışıyordu. Nasıl özür dileyebilirdi, neler söyleyerek bakışındaki anlamın yanlış değerlendirilmesi gerekmediğini anlatabilirdi?

Umut, dikili ayak yolun kenarında dururken, uzun boylu ve başı açık kadın yeniden kükredi; “ Ne var, bir açığımızı mı gördün de yüzümüze bakıyorsun?”diye konuştu.

Umut, başını önüne eğdi, masum bir kedi yavrusu gibi karşısındaki bayanların gözlerine değil, ayak uçlarına bile bakmamak için gözlerini yerden kaçırıyordu.

Aradan birkaç gün geçti, Umut çalıştığı bir işyerinde otururken bir anda karşısında gördüğü kadınla yerinden fırladı.

Günler öncesinde sokakta kendisine kızan başı açık ve uzun boylu kadın Umut’un çalıştığı işyerine gelmişti. Umut önce sevindi, kendisini arayıp bulduğunu sanarak, yüreğindeki atışların hızını azaltmaya çalışıyordu.

Bu genç kadın neden gelmişti, nasıl bulmuştu işyerimi diye düşünen Umut, şaşkınlık içerisindeydi.

Umut, Karşısındaki genç kadına; “Bacım buyur, nasıl yardımcı olabilirim?”diye söze başladı.

Genç kadın Umut’u karşısında görünce önce biraz durakladı, baktı, baktı. Sonrasında; “sen, sen… o gün ablamla bana bakan erkek değil misin!?”diye konuşmaya başladı.

Umut yine aynı yürek ezikliği ile başını öne eğdi, ellerini göbeğinin üzerine koyarak; “Evet bacım, ben de sizi hatırladım!”diyebildi.

O anda Umut’un kafasında farklı tilkiler dolaşıyordu. Bu kadın çalıştığı işyerinin yakını olabilir miydi acaba?

Genç kadın işyeri sahibi ile görüşmek istemişti ama Umut’u görünce olaylar değişmişti.

Umut ise işinde  ve ekmeğinin peşindeydi, işine sahip olmak istiyordu.

Aradan birkaç gün geçti, aynı genç kadın yanında başı kapalı kardeşi ile birlikte Umut’un çalıştığı işyerine geldiler. Genç kadın yanındaki başı kapalı bacısını tanıtırken ‘ablam’ diye tanıtıyordu.

Kendisinin bekar olması, ablasının ise evlilik geçirmesi nedeniyle, evli olan kardeşine ‘abla’ diye konuşuyordu.

İşyerindeki misafir odasında kanepede otururken, çay veya başka istekleri olup olmadığını sordu Umut.

Umut işinin ve ekmeğinin peşinde olduğu için, çalıştığı işyerine gelen ekmek ve iş isteyen insanlara da aynı ilgiyi göstermeyi kendisine ilke edinmişti.

Çay servisi yapıldı, Umut konuklarının isimlerini öğrenmeye çalışıyordu.

Kadınlardan birinin adı Su, diğerinki ise Kübra idi. Umut’un asıl öğrenmek isteği isim ise Kübra’ydı.

Kübra, başı kapalı ama oturuşu, duruşu, konuşması ile Umut’un gözlerinde farklı görünüyordu.

Kübra’yı gözlemledi Umut elindeki çay bardağını yudumlarken. Mutsuzdu, acı çekiyordu, sevgiye gereksinim duyuyordu.

Umut kendini düşündü, mutsuzdu, acı çekiyordu, sevgiye gereksinim duyuyordu.

Kübra ile aynı yaşamın koşullarını yürütmeye çalıştıklarını düşündü. Bir anda gözleri Kübra’nın gözlerine ilişti.

Kübra, başının kapalı olması nedeniyle gözlerini Umut’tan kaçırıyordu. O da sevgiye açtı, aylardır ya da yıllardır.

O gün çay sohbeti ve iş başvurusu ile geçti zaman. Ertesi günü yeniden geldi iki bacı.

Umut, Kübra için farklı düşünmeye başlamıştı. Onun gözlerindeki masumluk, onun yüreğindeki sevgi bekleyen anları sezinlemişti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner175

banner155