Kılık-kıyafet…

Bir halk deyimi vardır; “ye kürküm ye!”diye. Benim olaya bakışım bu anlamda olmayıp, kişilerin giyim ve kuşamlarına özen göstermelerini amaçlamaktadır.

Kişinin giysisi eski olabilir, yamalı da olabilir ama yırtık olması toplumda iyi karşılanmaz.

Bazı kişiler kot pantolonlarının diz kapaklarında yırtıklar yaparak ‘moda’ olarak giymeleri olayını da doğal görüyorum.

Ancak, toplumsal anlamda kişiler giysilerini üzerine yakışır ve diğer insanlar arasında dikkat çekici veya tepki göstermeyecek şekilde giydikleri zaman daha yakışık alacağını anlatmaya çalışıyorum.

Şimdi gelelim bugünkü köşe yazımda anlatmak istediğim olaylara.

Bir fırın düşünün, ocağın başında kürekle ekmeği pişirmeye çalışıyor. Bir dudakları arasında sigara, sakalı darma dağınık, gömleğinin rengi kaçmış. İnsanlar ekmek alırken bu fırın işçisinin böyle bir ortamda yine bir koşullarda çalışması normal diyebilir miyiz!?

Geçtiğimiz günlerde bir halk otobüsünün şoförünü gördüğümde kendimi İran’da sandım! Giyim kuşamı ve İran tarzı sakalı ile halk otobüsünü kullanıyordu. İnsanların saçı veya sakalı ile uğraştığım yok. Ancak, saç veya sakal uzatıyorsa onunu bakımına da önem vermelidir.

Kendilerini “inançların gereği” gibi gösterip kirli bir sakal bırakarak halkın arasında dolaşmanın, yani kirli-paslı gezmenin “inanç” ile değil, sadece kendilerine yeni bir “ego tatmini” olarak görebilirim.

Bir bakkal düşünün, lokantada yemekleri tabaklara dolduran aşçı… bu kişilerin de giyim kuşamları önemlidir. 

Cadde ve sokaklarda, işyerlerini çalıştıran bazı işyerlerinde giyim kuşamları tamamen başka milletlerin giysileri ile  dolaşanlar ile ilgili eleştiri yapılmak istense, birileri çıkıyor, “o kişi inancına göre giyiniyor!” diye karşı çıkabiliyor.

Tamam diyelim, yetişkin bir erkek kent merkezindeki cadde veya sokakta üzerinde atlet, ayağında şort ile dolaşmış olsa aynı şekilde bu kişinin giysilerini de doğal görebilir misiniz?

İran modeli giyinip, gözlerini de kara çarşafın altına gizleyerek, erkek veya kadın olduğu tanınamadan cadde ortasında gezen kişi veya kişilere, “inancı gereği” diye tepki göstermeyenler, başı açık, ayağında mini etek, biraz da kısa kollu giydi diye yolda yürürken kınayacak, hatta laf atacaksın!

Sosyal toplumda anlayış, hoşgörü ve belli koşulları birlikte yaşama vardır. Kültürel değerler ve gelenekler vardır. Anadolu’nun bir köyüne gittiğinizde bizin insanımız; ne kara çarşaflı, gözlerini bile kapalı dolaşanı, ne de mini etekli, kolu kısa giyinen kişiye iyi bakmayabilir.

Anadolu insanı giyim ve kuşamına özen gösterir. Yırtık giymez, kadın ve erkeklerin geleneklerine göre normal tanınabilecek ölçülerde giysileri vardır. 

Deniz kıyısında takım elbise ile dolaşırsanız orada da tepki görebilirsiniz. Bu benzeri olayları akıl süzgecimizden geçirdiğimizde, toplumsal yaşayış biçiminin dejenere olması, oldurulması veya bunun başarılması ile uzlaşmazlıklarla birlikte tartışmalar ve huzursuzluklar yaşanmaya başlar.

Önemli olan; sakalını göğüs duvarına kadar indirmek değil, başına da takke takarak kendini “imanlı kişi” göstermeye çalışmak değil, iman ve inancı yüreğinde, hareketlerinde gösterebilmektir.

Giyim ve kuşamda da aynı koşullar önem taşır. İnsanların gözlerinde onlara farklı görünebilirsiniz, ama “hak-adalet- iyilik” olaylarını yaşama konusunda, yüreğiniz ile inanca göre ölümden sonraki sorgularınızı iyi düşünmek önemlidir. Esenlikle…