banner182

Bazı anlar var ki en yakınınızdaki insanla her şeyinizi paylaşmanıza rağmen, onu sizi anlamadığı hissi oluşur. Nasıl olur? İçimizden geçenlerle dilimize dökülenler neden bir olmaz? Niye bizi tam manasıyla anlayan bulunmaz? Neleri eksiltiyor neleri değiştiriyoruz konuşurken? Eğer ortada bir anlaşılmazlık varsa orada söylenmemiş ve yahut tahrif edilmiş gerçeklikler vardır.

            Karşımızdaki insan kırılmasın incinmesin, en azından bu bizim yanımızda olmasın diye, kelimeleri yumuşattığımız olur konuşurken. Gerçekler acıdır malum, bilmeyenimiz yoktur. Yaralasa, kanatsa da söylemek gerekir oysa… Tabii ki üslubunca olmalı, açık sözlülükle patavatsızlık arasında çizgi var.

     İnsanın ameli niyete göre muhakkak. Her kötü söz sahibinedir biraz… Kötü konuşmaz kimi, susar. Dile gelmese de akıldan, kalpten geçirilen düşünceler, temenniler vardır. “Allah belanı versin!” demez de tebessüm eder geçer.

     Bazı anlar da var ki siz hiçbir şey dememişken o içinizden geçeni söyleyen biri olur. Bu düşünsel görünmez mutabakat insanı yakınlaştırır, kalbini birbirine ısındırır mı? Bence evet. “Beni anlıyor.” duygusunun en naif halidir bu… Ve bunun mantıklı bir açıklaması yoktur. Aynı anda benzer şeyleri düşünebilmenin, duyguca birbirini anlayabilmenin kendi içine örülü kader olduğunu düşünüyorum. Öyle ki söze bile gerek kalmaz, bazen bir bakış, bir mimik, bir tebessümle çok şey anlatırız. Bunu anlayabilmiş insan değerlidir. Peşin hükümlü değildir çünkü kör bakmıyordur, dar kalıpları yoktur.

     İç ses önemli… Her birimizin zihninde bir zümreyi, inancı, değeri, bireyi, bir tarafı, Süperegoyu, Idi vb. temsilen konuşan sesler vardır. Bazı insanlar kafasının içinde o kadar kalabalık seslerle dolaşır ki gün boyu, bizzat ne dediğinin önemi kalmaz. Harmanlanmış düşünceler, saati saatine uymayan duygular içindedir. Bu durumun ne kadar yorucu olduğunu bir düşünsenize…

     Çocukluğunuz, gençliğiniz, yetişkinliğiniz, yaşlılığınız derken hangi döneminizde sizi iç sesinizden yakalayan birileri oldu? Tam aklınızdan geçeni, dilinizin ucundakini vurgulayan, böyle bir eş düşünme yakaladığınız birileri olmadı mı? O anki paha biçilemez uzlaşıya bakar mısınız…“Aklımdan geçeni, düşündüğümü Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?” diyen Abdurrahim Karakoç, ne de güzel dokunmuş anlaşılamama bahsine, zordur çünkü anlaşılmamak, dert verir, sıkıntı sarar.

     Aslolan özü sözü bir olmaktır denir, iyidir, güzel sözdür. Fakat günümüzde yanlış anlaşılma, dışlanma, küçük düşme, hor görülme, beğenilmeme vb. gibi birçok saikten insanlar söz söylemek yerine kastetmeye meylediyor. Hem olanı olduğu gibi yansıtmama hem de “beni anlasın” telaşı var çoğunda. Kimse iç ses okuyabilen medyum değil, unutmayın. Denmeyince anlaşılmaz, işaret edilmedikçe görülmez bazı şeyler. İç sesinizle uyumlu, kendinizle barışık olmak için ne ise o olunuz, ne ise öyle söyleyiniz.

            Sevgilerimle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İsimsiz. 1 ay önce

Yazıların her geçen gün profesyonelleşiyor.kalemine sağlık.

Avatar
Veli 3 hafta önce

Beğendim

Avatar
Ferhat 2 hafta önce

Çok güzel yazmışsınız yüreginize saglık..

banner155