banner246

Sanmayın ki çocukluk günlerimi anımsadığım için bu başlığı kullanıyorum. Sizler de geçmişteki anılarınızı anımsarken bazı anlarda böylesi iç çekmeler yapıyor olmalısınız.

Bizim meslekle ilgili yıllar gerisine doğru aklım akıp gidiverdi birden. Aslında dün gazete bürosunda birkaç gazeteci arkadaşımla sohbet ederken eski gazetecilik günlerini aklımıza getirdik.

Nereden aklımıza geldiyse, 15- 20 yıl önceki meslek yaşantımıza döndük.

Mesleğimizin bir etkisi, önemi, değeri ve saygınlığı vardı o yıllarda. O iki sayfa veya dört sayfalık; kumpasla dizilip, kalıpların makineye çıkıştırılması sonucunda bir elimizde gazete kağıdını verip, diğer elimizle de makineden alırken, bir ayağımla da baskı makinesini çalıştırdığımız yıllardaki gazeteciliği anımsadık.

Sabahları işyerlerini açan esnaf o hurufat harflerin dizgisiyle, el emeği, göz nuru hazırlanan gazeteleri en ayrıntısına kadar okur, sonra da terazisinin yanına koyardı.

Yağmurlu günlerde gazete dağıtıcısı eğer unutup bir esnafa gazete vermemişse, öğle saatlerine doğru esnafın yanında çalışan çırak veya esnaf kendisi gelir gazeteyi sorardı.

O zamanlar işyerlerindeki telefonlarla birine ulaşabilmek için postaneden arayacağınız numara yazdırılır, saatlerce bağlantının sağlanmasını beklerdiniz. 

Esnaf gazeteyi almaya gelmişse matbaaya, içerideki mürekkep kokusundan rahatsız olur, burnunu mendille kapamaya çalışırken, “Abonelik günümüz bitmişse, bir makbuz kesin de borcumuzu ödeyelim. Gazetemiz neden bugün gelmedi?”diye sorardı.

Özellikle şiir sayfaları gazetelerde ilgi görürdü. Berberler, çay ocakları ve alkollü lokantalarda gazeteler okunurken, haberler üzerinde de çeşitli yorumlar yapılır, tartışmalar oluşurdu.

Gazetelerin yazdıkları eleştirili haberler veya yorumlu yazılar Kaymakam, Belediye Başkanı ve diğer kamu yöneticileri tarafından ciddiye alınır, olaylarla ilgili açıklamalar yapıldığı gibi çözümlenmesi için de ivedi hareket edilirdi.

Kaldırımlarda veya işyerlerinin kapı girişinde yerel gazeteler paspas mı gibi atılmaz, okunduktan sonra da akşam evlere götürülürdü.

Fotoğraflı haberleri pek göremezdiniz, Adana’ya gidilir, fotoğrafın klişesinin yapılması için verilmesinden ertesi günü de yeniden klişenin alınması için gidilirdi. Matbaacı veya gazeteciler

Adana’ya kağıt almaya veya klişe götürmeye giderken birbirlerine uğrar, götürülecek veya getirilecek herhangi bir işlerinin olup olmadığını sorar, yardımlaşma içerisinde çalışırlardı.

Ah, neydi o günler! Derken o günlerdeki gazetecilerin ve matbaacıların halk tarafından ilgiyle ve saygı ile izlendiğini anlatmaya çalıştım.

Günümüzdeki mesleğimizi sizlere anlatmama gerek var mı bilmiyorum ama, siyasetle ilgilenmek isteyenlerin, kendilerini tanıtabilme adına iki sözcüğü bir araya getiremeyenleri, meslekte pişmeden, ham şekilde ele alıp kendilerinden yana haber yaptırarak yeni gazeteciler ortaya çıkardıkları süreçlere girilmesi ile bu mesleğin saygınlığı da erimeye başladı.

Gazetelerimiz teknolojinin yararları ile bol fotoğraflı, bol haberli çıkıyor ama, kaliteye baktığımızda 15-20 yıl önceki halktan yana haberleri veya köşe yazılarını arıyoruz.Saygılarımla…
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner244

banner155

banner215

banner248