banner246

Dikkat edin dostlarım, aklımızı karıştırmayın, demiyorum; aklınızı karıştırmayın demek istiyorum!

Aklımızı başkaları karıştırır, ama bazı anlarda da kendimizin aklı karışabilir! Elbette aklı karıştırma olayının özünde dışarıdan gelen etkenlerin yansıması vardır.

Bu günlerde gündemi takip ederken, günde birden çok köşe yazısı yazarak sıraya koyuyorum. Sizin anlayacağınız gündem o kadar hızlı değişiyor ki, olayları anlatabilmem için gazetemizin her sayfasına bir köşe yazısı eklemek gibi bir olayla karşı karşıya kalıyorum.

Meslektaşlarımla ilgili iki üzücü olayın  gelişmelerini izliyorum. Bunlardan biri; Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Demirağ, Ankara’da televizyon programından çıktıktan sonra  evinin önünde 8-9 kişilik bir grubun sopalı saldırısına uğrayarak ağır yaralandı. 

Gazeteciye saldıranlardan birinin “öldürün!” diye bağırması, saldırganların Doblo marka ve sahte plakalı araçla olay yerinden ulaştığı yönündeki  bilgiler doğrultusunda nihayet Polis zanlıları yakalamış. 

Bundan sonrasına bakalım; adli makamlara gönderilen zanlılar, “dövülen gazetecinin hayati tehlikesinin bulunmadığı gerekçesiyle” serbest bırakılıyor. Saldırganların ifadelerine baktığımızda; “Dövün dediler, dövdük!” şeklinde oluyor. Burada “ezmettiren kişi veya kişiler” olduğu yönünde yeni bir incemele-araştırma başlatılması gerekmez mi!?

Meslektaşıma geçmiş olsun derken, saldırıyı yapanlar ile yaptıranların günün birinde mutlaka bir gazeteciye gereksinim duyabileceğinin altını çizmek istiyorum. En azından bir kimlik veya resmi belge kaybının ilanını vermek için gazeteciye veya ajansına uğramak zorunda kalabileceklerini anımsatmak isterim.

Bir diğer olay ise AA  Muhabiri Abdulkadir Nişancı’nın görev sırasında uçurumdan yuvarlanarak kaybolması. Buyburt-Trabzon il sınırında meydana gelen olayda uçurumdan yuvarlanarak kaybolan gazeteciyi; Dalgıçlar, AFAD, UMKE, Jandarma arama çalışmalarını sürdürürken, Sağlık ekipleri ile birlikte yaklaşık 200 kişilik ekip gazeteciye ulaşabilmenin uğraşını veriyor.

Bu yazımı yazdığım sırada meslektaşımı arama çalışmalarının 3’ncü günü olmasına rağmen, sadece ayakkabısının bulunduğu, cep telefonu sinyallerine de ulaşıldığı yönünde olduğunu yönünde bilgiler edindim.

Dik ve engebeli dağlık bölgede uçurumdan yuvarlanan gazeteci 3 gündür bulanamıyor. Burasını tartışmaya açmak istemiyorum.

Şimdi benim aklımdan geçen soru şu; “Gazeteci Abdulkadir Nişancı, Anadolu Ajansı Muhabiri” olarak görev yaptığı artık herkes tarafından biliniyor, çünkü öyle açıklamalar yapıldı.

Bu meslektaşımız, “sigortalı ve kadrolu muhabir olarak mı çalışıyor du!? “Ben bunu merak ediyorum!

Anadolu Ajansı, resmi bir kurum olduğuna göre çalıştırdığı personelin de kadrolu ve sigortalı olması önem taşır. Şimdi bu meslektaşımın Sosyal güvenceli ve kadrolu çalışıp çalışmadığı sorusu aklımı karıştırıyor! 

Oyuncular, senaryo nasıl yazılmışsa öyle oynarlar. Ekleme yapmışlarsa yani doğaçlama ile ilgili elbette suç varsa verilir.

TRT-1’de yayınlanan “Payitaht Abdulhamit” dizisindeki bir bölümde; “Su verdiğimiz gül diken olursa, budarız”  sözlerinin eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’na gönderme olarak algılanmış.

Bu tartışma üzerine dizinin yönetmeni Emre Konuk, ekibi ile birlikte dizideki yollarını ayırmış!..

Bana ayrılan sütun bitti, yorumunu sizlere bırakıyorum, saygılarımla…
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner244

banner155

banner215

banner248